Bir Tellinin Maceraları…

Bu yazının sebebi  anladığınız (belki de anlamadığınız) üzere “Diş telleri”.

egri-disler-icin-seffaf-dis-teli

Taadaaa!

Şu anda 4. ayımı doldurmaktan gurur duymakla birlikte çektiğim acılardan muzdaribim. Aynı acıları paylaşan kişiler etrafımda var Allah’a şükür, ama acıları azaltmıyor.(çünkü sınıfımızda birrr sürü telli kardeş var :D) Bugün doktorumun taktığı 3 çapraz tel ve diğer sıkıştırmalardan ötürü büyük acılar çekiyorum ve devam edecek. Önceki kontrollerde dolgu makinesiyle hiç uyuşturulmadan kenarı yontulan alt dişlerimin bir araya gelmesi gerekiyor artık. O kadar acıtmıştı ki gözlerimden yaşlar geliyordu. Bu yazıda diş telleri ile ilgili bilgi vermek istiyorum, buyrun buradan ayrıntılı bilgi alın😀 buradan Kısa bilgi için alttan.

Diş telleri diş üzerine yapıştırılan braket(askı) içinden tel geçirmek ve başka apereyler de kullanmak suretiyle ağızdaki yapısal bozuklukları düzeltmek için kullanılır. Bazı kişilerde sadece estetik bozukluk görülürken bazı kişilerde yapısal bozukluk(çene darlık, yamuklukları vs.)görülebilir. Ben yapısal bozukluğu olanlar kategorisine giriyorum.

Sadece estetik yani basit diş yamuklukları olan kişiler için damaklık gibi takılıp çıkarılabilen bir şey öneriliyor genelde. Bundan daha önemliyse kısa süreli tel tedavileri uygulanıyor.

Yapısal bozukluklarda o kadar çok çeşit var ki! Mesela benim üst çenem dar ve alt çenem geride. Bu yüzden öncelikle üst çeneden iki tane diş çekimi yapıldı (4 numaralar) Sonra çapraz teller, lastikler vs. apareyler kullanılarak dişlerimin kaydırılması işlemi yapılıyor. Daha sonraki aşamalarda tam olarak ne olacağını bilmiyorum ama büyük ihtimalle alt çenemi ileri çekmek, çenenin oturmasını kolaştırmak için damaklık ve lastik kullanımı olacak.

Bunun dışında çapraz damak, alt veya üst çenede ileri veya geri olma durumu,kemik bozuklukları, az diş bulunması, geniş çene vs. çok çeşitli bozukluklar var ve oldukça farklı yöntemler uygulanabiliyor. Çok önemli bozukluklarda cerrahi müdahaleye de gidilebiliyor.

Herkesin asıl merak ettiği şey tellerin artı ve eksileri. Tabiki eksileri artılarından fazla. Çünkü

(+) ları sadece çıktıktan sonra inci gibi dişlere sahip olunması. İlginç ama bazı kişiler tellerin karizmatik olduğunu veya bazı kişilere yakıştığını da söylüyor. Bu da bir artı sayılabilir.

(-)leri

1- Öncelikle, ağrısı. Ben takarken sadece estetiği ve havalı olacağını düşündüm. Tabi ki biraz sızlayacaktı. Bazı düzenlemelerden sonra dayanılmaz ağrılara maruz kalacağımı hiç düşünmemiştim. Her kontrolde doktor dişlerimi sıktıktan sonra 1 hafta boyunca püre ve çorba tarzı şeylerle beslenebiliyorum. Bunun acısını ilk düzenlemeden sonra ceviz yediğim için acıdan ağladığımda anladım.

2- Acısı. Üsttekinden ne farkı var demeyin. Bu tellerin ağzınızın içindeki bütün et parçalarını tiftik tiftik etmeye and içmesinin sonucu ortaya çıkan bir acı. Ayrıca dudaklarınıza takılarak konuşmanıza da engel olabiliyor bazen. Dudak kenarlarında da çok büyük acılara neden olabiliyor. En kötüsü de dışarıdan gelen etkileri on kat arttırması. Örneğin kapının açılmasıyla küçük kuzenlerinizin çığlıkları evin içine dolarkene, büyük bir sevinçle odanızdan koşar ve yeni alınan ve kaydırmaz pedi bulunmayan halıya basarkene, birden yüzüstü yere yapışırsanız bu tellerin ağzınızın ve dudaklarınızın iç kısmını yırtma olasılığı yüzde binbeşyüzdür (bkz. Ben :D) Ama baştan doktorunuzun size uyardığı gibi (evet, uyarması gerekiyor) tellerin temas ettiği yanak kısımları sonrada biraz kalınlaşarak koruyucu tabaka oluşturuyor ve acısı hissedilmiyor. Teller yanağınıza girip çıkıyor ama kardeş kardeş taklıyorlar kavga, acı yok😀 siz yine de hoppalığınız var bırakın yoksa bir anda kanlar fışkıran bir ağızla ortada kalabilirsiniz.(örn. bilmiyorum var mı ki?)

3-Yiyecek artıkları. Evet yanlış duymadınız. Yediğiniz en küçük şey bile telinize takılıp kalabiliyor. Sürekli fırçalamak, ağzınızı çalkalamak veya dilinzle temizlemeye çalışmak zorundasınız. Özellikle yemek yerken biraz önce yediğinizin dişlerinizde kalması yüzünden iki yemeğin birbirine karışması ve bazen mide bulandırıcı olan sonuçları çok kötü. Her yemeği değiştirdiğimde su içip dişlerimi biraz temizliyorum ve kalkmadan önce de su ile bir güzel yağlama yıkama servisi uyguluyorum. Bu benim çözümüm ama yeterli değil.

4- Diş temizliği. Artık tellisiniz. Bu yüzden dişlerinizi 90° sonra, üstten 45°, sonra alttan 45° ve son olarak arayüz fırçasıyla fırçalamanız gerek. Bunun yanında normal diş temizliğine devam edilmesi gerek. Diş ipi kullanımı öneriliyor. Ben bunları yapmam derseniz kısa sürede  diş etleri ve tel arasında kalan bölge daha koyu olmak üzere sarı dişlere kavuşabilirsiniz. Hatta braketlerinizin yapıştırıcısına birşey olabilir yani düşebilir. Çünkü tellerimiz sağolsun dişler daha çok yemek artığı tutar. Sakın ama sakın kürdan kullanmayın telinizin bir kısmı kırılabilir.(bkz. Yine ben :D)

5- Bunu daha önce söylemem gerekirdi ama neyse. Yeme zorluğu. Eskisi gibi fındıkları ağızda kırma, elmaları kütür kütür ısırma, buz gibi gazlı içecek içmek yok. Hala ağlayasım geliyor. Eriği bile kesrek yemek gerek. Aynı şekilde ekmek arasını da doğa kurallarına aykırı bir şekilde parça parça kopararak yada keserek yemek gerekiyor. Kola bağımlısı biri olarak önce Diyanetin yaptığı açıklamayla iki markayı, sonra bir büyüğümüzün “Kolanın Turkası olmaz.” sözüyle tamamını bırakmaya çalıştım. Sigara bırakmaya çalışanlar gibi “İki fırt çeksem nolur ya!” diye dolanıyordum. Sonunda kendimi İce teaye bıraktım ve şükürler olsun bıraktım mereti. Gazlı içecekleri çok istenirse pipetle içilebileceğini söyleyen doktoruma “kullanmıyorum (XD)” deyince bir aferin bakışı yemiştim. Ne güzel değil mi? Bu arada asıl önemli şeylerden biri sert yiyecekler yenilemiyor. Aslında gayet rahat anlamışsınızdır ama😀 küçük parçalara ayırarak yediğim taş gibi bir armut braketimi çıkarınca bir saat tükürdüğüm armut parçalarında braketi ararken bir yandan yutmamış olmam için dua ediyordum. Ama buldum😀

Aşağı yukarı artı ve eksiler bunlar. Unuttuğum bir şeyler olabilir şuan bu kadar var aklımda. Eksilerin sayısı her halükarda fazla ama en sonunda inci gibi dişlere değeceğini düşünüyorum. En önemlisi doktorun dediklerine uyup tellerle çok uğraşmamak. Tedavi süresini uzatabilirsiniz,dişlerinizi daha da yamultabilirsiniz. Unutmayın işin uzmanı olan doktorlar zaten size öyle gelmesi önemli değil.             (bkz. Evet yine ben) Küçük bir öneri daha, seyahat tipi firça alıp yanınızda bulundurmanızı tavsiye ederim, inanın çok işe yarıyor.

“Zatmetsiz rahmet olmaz. Sonra zahmet gider rahmet kalır. ” diyebileceğim en güzel özet. Allah hepimize yardımcı olsun. Tellileri kastediyorum ama hepimize olsun😀

Harbiden, You Are Beautiful (Sen Güzelsin)!

Etiketler

, , , , , , , , ,

Genel Bilgi:

İsmi 미남이시네요 / You’re Beautiful
Diğer İsimleri:You’re Handsome, A.N.JELL
Tür :Romantik Komedi
Yönetmen:Hong Sung Chang
Senarist:Hong Jung Eun & Hong Mi Ran
Bölüm Sayısı: 16
Yayınlanan Kanal: SBS
Yayınlanma Tarihleri:2009-Ekim-07 to 2009-Kasım-26
Konu:

Go Mi Nam ve Go Mi Nyu annesi ve babası ölmüş ve manastırda büyümüş ikiz kardeştirler. Ayrıca birbirlerinin kopyası gibidirler.Go Mi Nam Kore’nin çok popüler gruplarından biri olan A.N.GELL’ e 4. üye olması için seçilmiştir ancak geçirdiği yanlış bir operasyonun sonucunu düzelttirmek için Amerika’ya gitmesi gerekir. Go Mi Nam’ın bu fırsatı kaçırırsa başka bir şansı olmayacağını bilen Menajer Ma, Rahibe adayı Go Mi Nyu’dan abisi gelene kadar onun yerine geçmesini rica eder. Abisinin hayalleri yıkılmasın diye onun yerine geçen Go Mi Nyu,grubun diğer 3 “erkek” üyesi ile aynı evde kalmak zorundadır. Ama gösteri dünyası onun sandığı kadar basit değildir. Acaba onu neler beklemektedir?

Eveet, sıcak bitti, hemen tanıtımını yaziim bari dedim. Çok hoş OST leri var benim dilime dolandı bile. Abim “ingilizce, almanca, japonca bitti şimdi kore dinlion seni napalım yani.” diye laflarını esirgemeden sokuyo sağolsun ama suç bende “Hoootttoookaaajjoooo!” diye ortalıkta dolanıyorum valla😀 sizde dinlemek istiyorsanız albüm yaptım bi tane😀 (korkmayın ben söylemiyorum :D)

buraya tıklayarak indirebilirsiniz😀

çok hoş bir diziydi bence. Şu sıralar gender bender takıntım var biraz da :D( yalnız çok kısıtlı bir alanda çünkü sadece erkek kılığına giren kızlar ve normal ilişkiler dikkatimi çekiyor :D)

evet ikinci kore dizim diyebilirim rahatça. Pek kore bağımlılığım yok o yüzden izlemiyorum ama yorumlar gelebilir ara sıra😀

İzlemek için

İngilizce altyazılı buradan ve buradan izleyebilirsiniz.

Türkçe altyazılı izlemek biraz problem oluyor ama isterseniz buradan izleyebilirsiniz.

İyi seyirler!

SOĞAN!!

Etiketler

, , , , ,

Soğan… hepimizin bildiği gibi çok yararlı bir besindir. Aynı zamanda kokulu. Sabah kahvaltıda annemin zoruyla yediğim soğan, sumak, zeytinyağı, limon karışımının etkileri hala sürüyor. Midem travmaya girmiş durumda. Küstü, benimle konuşmuyor. Elinden geleni de ardına koymuyor hani. Hala midem bulanıyor. Ben ki günde bir bardak su içsem rekor sayabilirsiniz, şu ana kadar ne kadar su içtim bilmiyorum. Ayrıca kaç defa da dişimi fırçaladım.

:S hala aynı koku ve midem bulanıyor. soğanı normalde hiç sevmem, “hadi annemin hatrına, bir kereden bir şey olmaz.” dedim yedim. İnternetten faydalarına bakıyorum ama hala etkisi sürüyor. Az önce kendime ballı süt yapıp içtim, nafile. ben de “bari bir işe yarasın şu anki soğan travmam uleyyn!!” dedim, sizin için çok sevdiğim soğan halkaları tarifi buldum. henüz denemedim ama bir gün denerim inş.

Soğan Halkaları

1.yol😀

Malzemeler
1 yemek kaşığı zeytinyağı
2 çay kaşığı tuz
2/3 bardak süt
2 adet büyük soğan
1,5 çay kaşığı kabartma tozu
1 su bardağı un
1 yumurta

Un, süt, tuz, zeytinyağı, kabartma tozu yumurtayı mikserle koyuca boza kıvamına gelene kadar çırpalım.
Soğanları halka halka yaklaşık 1cm civarında olmasına özen göstererek doğrayalım. Yarım saat soğuk suda bekletelim. Halkaları düzgün şekilde birbirinden teker teker ayıralım,kurulayalım. Yapılan sosa soğan halkalarını bulayalım. Daha sonra galeta ununa ve tekrar sosa bulayalım. (galeta ununu az kullanalım, fazla olunca dökülüyor.) Bol kızgın sıvı yağda çok fazla kızartmadan pişirelim.Bu yöntemde yağda kızatmak yerine altına yağlı kağıt serip fırınlayabilirsiniz de. Hem daha sağlıklı hemde az kalorili olur.

2. yol

Kullanılan Malzemeler:

  1. 3 adet soğan
  2. 1 adet yumurta akı
  3. Tuz
  4. 1 su bardağı un
  5. 3/4 su bardağı maden suyu
  6. 2,5 çorba kaşığı sıvı yağ
  7. Kızartmak için ayçiçekyağı
  8. Çıtır pane harcı
Hazırlık
Tarifin Hazırlanışı

  1. Soğanları soyulup yuvarlak dilimlenir. Soğanların dışından başlayarak iki sıra halinde içlerini çıkarılır.Yumurta akını tuzla köpük haline gelinceye kadar çırpılır. Başka bir kapta un, maden suyu, sıvı yağı ve tuz çırpılır.
  2. Sonra içine çırpılmış yumurta akını ekleyip karıştırılır. Ardından soğan halkalarını bu karışıma bulanır en sonda pane harcı eklenerek kızgın yağda kızartılır.

Eveeeet, yapılan bir araştırmaya göre bu soğan halkalarını kestikten sonra tuzla ovulup istenilen baharatlara ve una batırıldıktan sonra uzun bir süre (1 saat de olabilir 1 gün de, isteğe bağlı) buzlukta bekletirsek kızattığımızda şekilleri de gayet düzgün oluyormuş. Bu da farklı bir yöntem, denemek isteyene.

Herkese Afiyet Olsun!

Aaahhhh! Ben dayanamıyorum galiba, çikolata da yedim hala soğanı hissediyorum midemde! Midenin intikamı çok acı bir şey! Neyse ben dişlerimi fırçalayıp su içmeye gidiyorum. Güle güle!

Lemony Snicket ve Talihsiz Serüvenler Dizisi

Etiketler

, , , , , , , , , ,

13 kitaptan oluşan hariha bir seri. insan okudukça” yok artık!” diyor ikide bir ama yinede sürükleyici bir macera kitabı.

violet, klaus ve sunny’nin anne babası bir yangında ölürler ve onları kont olaf’ın (yanlış hatırlamıyorsam kendisini uzaktan akrabası olarak tanıtıyordu.)yanına gönderirler. tabiki kont olaf’ın tek derdi onlara kalan mirastır. evet, Bu 13 kitapta kendilerini miras avcılarından yada bazı kaçık insanlardan kurtarmak için neler yaptıklarını görüyoruz. yani okuyoruz.😀

Karakterler

v

Violet

evet zeki kızımız violet… kendisi buluş yapmada çok iyi. rahatça düşünebilmek için saçını geriye doğru toplar ve tada! harika buluşlar orrtaya koyar.  kendisi nedense her zaman favorim olmuştur.

 

k

Klaus

zeki, ama kitapkurdu bir çocuk. işte onun özelliği bu. kitapları çok hızlı bir şekilde okuyup çok zekice yorumlar getirebilir. çoğu zaman kimsenin bilmediği kelimeler ondan çıkardı. bildiğin ayaklı ansiklopedi.😀 kendimi en çok bununla özdeşleştirmişimdir. violeti ne kadar sevsemde bende klaus gibi kitap kurduyumdur.😀

s

sunny

evet gelgelelim sunny’e… bu dişlerden bende istiyorum diye az demedim.😀 dişlek bebişimizin dişleri bıçaktanda keskin, herşeyi kesiyor valla. hatta demir felan da kemiriyordu bir yerde :Dtabi daha  küçük bir bebiş olduğu için yeteneği gözükmüyordu ama ileriki bölümlerde onun da bir yeteneği ortaya çıkıyor. ne mi? kusura bakmayın söylemicem!

evet kötü karakterler hep değişiyor. yalnız Esme ve kont olaf aynı kalıyor.

Kont Olaf

kedisi kılıktan kılığa girip öksüzlerimizi kovalayan miras avcısı nedense her seferinde ayak bileğindeki dövmeden ele veriyordu kendini. Büyük bir göz dövmesi.

lemony snicket’in her seferinde “okumayın içiniz bayılır” tarzındaki yorumlarına inat okudum diyebilirim😀 ama hiç pişman olmadım 13 tanesini de okudum. Tabiki de kütüphaneden😀

Ayrıca bu serinin bir filmi de var. Tanıtımına şuradan ulaşabilirsiniz. Jim Carey varsa güzeldir diyelim😀

lemony_snicket_s_a_series_of_unfortunate_events_desktop_1024x768_wallpaper-342459

Filminde kitabından farklı bir olay sırası ve azıcık farklı bir senaryo olmasına rağmen gerçekten güzel. Violet rolündeki Emily Browning çok tatlı😀 Klaus ve Sunny de çok iyi.

şimdilik bu kadar. servise yetişmem lazım😀

Hayatın Anlamı*ONE SHOT

Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Yağmur damlaları yüzüne vurdukça bir şarkıyı hatırlıyordu. Yağmurun altında apartmanın terasında öylece durmuş gökyüzüne bakarken düşündüğü tek şey o şarkıydı. “yağmur damlaları karışırken saçlarıma, kaldırdım ellerimi havaya! Bırak yağmur ağlasın yerine, ruhum tazeleniyor bu yağmur ile!” kendisine saçma gelen bu sözleri 4 sene önce abisiyle birlikte yazmıştı. Çoğu kendi icadıydı. Abisi ağladığını görünce “bırak da senin yerine yağmur ağlasın” demişti. Şimdi abisinin yanında olmayı ne kadar çok isterdi! Okul hayatı o kadar monotondu ki insan sıkıntıdan ölebilirdi. Kendisi gibi hissettiği tek anlar yurdunun terasında yağmurun altında olduğu zamanlardı. 2 sene önce annesiyle babası öldüğünde akrabaları onların  Çocuk Esirgeme kurumuna gitmelerini istememişlerdi. Abisini bursunu kazandığı bir üniversiteye yollamışlardı. Okula erken başladığı için daha 18e basmamıştı. Kendisi de tercih dönemindeydi zaten. Çok iyi bir puanı vardı. Her yerden teklifler geliyordu. Onu da burslu bir liseye yatılı gönderdiler.  Bu senenin sonunda abisi resmen 18 olacaktı ve velilerinden kalan mirası alabileceklerdi. Abisi bir eve taşınıp onu yanına alacağına söz vermişti. Buradan kurtulacaktı. Okula başlamadan önce akrabalarından gördükleri yapmacık ilgi ve tavırlar gerçekten korkunçtu. Ama okul daha korkunçtu. Hiçbir şey bilmeyen insanlar, söyledikleri sözler, acıyan bakışlar… Ama kurtulacaktı az kalmıştı. Abisinden aldığı bir mektuba göre hastaydı ve hastanede yatıyordu. Ama o çok güçlüydü ve bundan kurtulabilirdi. Ne de olsa araba kazasında onu koruyan abisiydi. Çok az kalmıştı çok az… Ellerini yavaşça yağmura doğru kaldırdı. “Yağmur damlaları karışırken saçlarıma, kaldırdım ellerimi havaya! Bırak yağmur ağlasın yerine, ruhum tazeleniyor bu yağmur ile!”

***************************3sene sonra

Yağmurun altında yine o şarkının sözleri geliyordu aklına “yağmur damlaları karışırken saçlarıma, kaldırdım ellerimi havaya! Bırak yağmur ağlasın yerine, ruhum tazeleniyor bu yağmur ile!”… Artık bu şarkı bile onu teselli edemiyordu. Daha 3 sene önce okuldan kurtulmanın planlarını yaparken 1. yaz tatilinde akrabalarının yanına döndüğünde abisinin ölüm haberini almıştı. Okuldayken derslerini etkilemesin diye ona söylememişler. Saçmalık… Derslerine devam etmişti öylesine. Artık yaşamanın ne anlamı vardı? Bu sefer kendisini “1 ay sonra 18’e basıp ben alacağım paramızı” diye mi teselli edecekti? Kimsesiz, hiç bir yakını olmadan… Bu muydu adalet!  Gözleri yaşlarla dolmuştu. Akrabalarının hiçbirinin umurunda değildi tek dertleri açıkta kalmasın yeterdi. Tam düzeliyor derken nasıl bu kadar berbat olurdu her şey! Sırf abisiyle kendisi için anne babaları beraber tatile çıkmayı kabul etmişti. Çünkü çoktandır boşanmışlardı ve annesinin evlendiği adamdan 1 bir çocuğu vardı. Sahi şimdi neredeydi o çocuk? Annesi ölünce, babasıyla kalmıştı ama babası bir askerdi. Onunla ne kadar ilgilenebilirdi ki? Her neyse. Onu ilgilendirmiyordu…”yağmur damlaları karışırken saçlarıma, kaldırdım ellerimi havaya! Bırak yağmur ağlasın yerine, ruhum tazeleniyor bu yağmur ile!” gözyaşları yeniden akan yağmura karışırken ellerini havaya kaldırdı. Yaşamak istemiyordu evet.* amcasının evine vardığında yengesi onu görünce somurttu. “yine yağmurun altında kalmış, hıh, kafasız n’olucak” diye söylendi. Amcası ise direk kızmaya başladı “yağmurun altında kalıyorsun da ya hastalanırsan? Müfettişlerden biri seni böyle görürse n’olur bilmiyor musun? Sana iyilik olsun ortada kalma diye eve aldık ama biraz sende kendine baksana-” kapıyı çarptı. Sessizlik. Artık nasıl öleceğine karar verebilirdi.  Yine o sözler aklındaydı. “yağmur damlaları karışırken saçlarıma, kaldırdım ellerimi havaya! Bırak yağmur ağlasın yerine, ruhum tazeleniyor bu yağmur ile!”

*****************1 ay sonra

“yağmur damlaları karışırken saçlarıma, kaldırdım ellerimi havaya! Bırak yağmur ağlasın yerine, ruhum tazeleniyor bu yağmur ile!” yine yağmurun altındaydı. Bekliyordu. Ve onu gördü. Parlak mavi gözleri… Annesinin gözleri… Küçük bir çocuk, elinde bir şemsiye ona uzatmış, çekingen bir tavırla dikiliyordu. Asker babası görev başında ölmüştü. Yetimhaneye yollayacaklardı. Bir iki güne kendisi ayrı eve çıkıyordu. Eee artık reşitti ve babasından kalan parayı da alacaktı. Belki yanına alır demişlerdi. “Bana ne!” demişti. Ama gönlünün bir tarafı kabul etmiyordu. Bu gözleri gördüğünde erimişti adeta. “neden yağmurun altında duruyorsun?” soruyla kendine geldi. “çünkü… Ben rahatlıyorum.” ısrarcı bir tavırla şemsiyeyi uzattı. Belli ki ona burada olduğunu söylemişlerdi ve şemsiyeyle birlikte yanına yollamışlardı. Gözleri parlıyordu. Bu küçücük yaşta kalakalmıştı… Ama hala hayat doluydu. “Hasta olmanı istemiyorum.” amcası gibi konuşmuştu. Kendine geldi.” nedenmiş o” diye diklendi. “sen benim ablam değil misin? Ablamın da ölmesini istemiyorum, o yüzden.” bu sözler onu bitirmişti. Aynı onun gibiydi. Abisinin ölmesini istemiyordu, ama ölmüştü. Şimdi o da kendisinin ölmesini istemiyordu. Zorla gülümsedi. “insanlar böyle küçük şeylerden ölmez. Hem beni rahatlatıyor, dedim ya. Dertlerimi unutuyorum. Tıpkı abimin söylediği gibi.” gülümsedi “abin ne söyledi?” dedi. Mırıldanmaya başladı “yağmur damlaları karışırken saçlarıma, kaldırdım ellerimi havaya! Bırak yağmur ağlasın yerine, ruhum tazeleniyor bu yağmur ile!” kıkırdamaya başladı. “öyle mi?” dedi. Gözleri ayrı bir parlıyordu. Taşınacağı evde intihar edecekti ama şimdi onun gözlerinden başka bir şey düşünemiyordu. Ağlamaya başladı. Onu görünce çocuk da ağlamaya başladı. Dizlerinin üstüne çöküp ona sarıldı. Sıcacıktı. Ölmek mi? hiç sanmıyordu. Çünkü hayatın anlamını kolları arsında tutuyordu. Yine abisini hatırlamıştı. Ve sözlerini. “biliyor musun kardeşim? Hayat çok ilginç. İstersen adına yaşayacak pek çok şey bulabilirsin. İnsanlar, çiçekler, taşlar, yemekler hatta saksılar! Gülme, saksılar için de yaşayabilirsin. Ama istemiyorsan hiç bir şey seni hayata bağlamaz. Ama sonuçta elinde bir hayat var değil mi? iyisi sen  onu bir şeye adayıp yaşamayı seç!” işte hayatının anlamı kollarındaydı. Sıcak ve capcanlı bir filiz. Kim bilir ne kadar güzel bir çiçek olacaktı. Gülümsedi. “işte bende onun saksısı olacağım” diye düşündü. Çocuğun elinden tutarak yağmurda yürüdü. Şarkı söyle meye başladı “yağmur damlaları karışırken saçlarıma, kaldırdım ellerimi havaya! Bırak yağmur ağlasın yerine, ruhum tazeleniyor bu yağmur ile!” ve ikisi birlikte ellerini havaya kaldırdılar.

******************

hiçbir taslak olmadan oturup yazmaya başladığım için biraz kötü oldu ama neyse😀

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.